Kadınlar Günü
Kadınlar, kadınlarımız... Elindeki 250 TL'lik yüz kremi ve 813 adet göz kalemi ile hayatın cilvelerine karşı kontra atağa çıkıp, bunlara aynı şekilde cevap vermeye çalışan çilekeş kadınlarımız..
Şaka ya şaka.. Yeri geldiğinde burada kıyasıya eleştirmişizdir, çok kızmışızdır falan ama bugünün olayı ayrı.
Gerçi küçükken "Kadınlar Günü" söz öbeğini ilk duyduğumda, bu günde kadınlar ellerindeki Cezanne tablolarındaki gibi böyle meyveler dolu tabaklarla, kısır, poğaça, börek, çörek gibi "günlerin" vazgeçilmez yiyecekleriyle falan Allah ne verdiyse doldurup tek tek kapıları çalıyor, evlere girilip yeniliyor, içiliyor sonra da diğer evlere geçilip bu tirat öylece devam ediyor herhalde diye düşünmedim değil. Neyse geveleme taktiği ile lafı daha fazla dallandırıp budaklandırmadan konuya direk bodoslama dalıyorum.
Günümüz Türkiyesinde kadınlar, abartı derecede seksist bir toplumda yaşamanın zorluğu bir yana; bu olguyu doğuran, yüzyıllardır süregelmiş ve kimin bulduğu belli olmayan, ismine de örf-adet-anane adında kılıflar giydirilmiş beyinsizce kalıplar ile, arada bir Balkanlardan gelen soğuk hava kütlesi gibi Batı tarafından medya ve çeşitli yordamlar yoluyla enjekte edilmeye çalışılan, şekilci bir modernite akımıyla yoğurulması sonucu ortaya çıkmış saçma sapan bir değişimin tam ortasında kalmış figürler olarak hayatlarına devam etmek zorundalar. Ayrıca tüm bu iki arada bir derede kalmışlık yetmezmiş gibi son yıllarda çoğu kişinin bilinçaltına bile yerleşmiş olaylarda görüldüğü üzere, insanlıktan çıkarak hayvanlaşmış bir takım orospu çocukları tarafından işkence ile, tecavüz ile, en psikopat gerilim ve cinayet filmlerini aratmayan öldürülme biçimleriyle de hayatlarına kastedilir olunmuş. (şu son cümleyi yazarken çok zorlandım. küfür kısmını kastetmiyorum.) Okulda, sokakta, iş hayatında ve hatta evlerinde fiziksel tacize kadar giden bir yelpazede türlü yavşaklıklara maruz kalmaları sebebiyle oluşan ruhsal durumun ve bundan birkaç yüzyıl önce yaşamış, ismine de "ata" denilen ne idüğü belirsiz adamların -ki ata dediğin tabu kurmaz, tabu yıkar.. Mustafa Kemal gibi, Fatih gibi, niceleri gibi..- işsizlikten güçsüzlükten buldukları, genlerine doğuştan default olarak kodlanmış tabuların kendilerine dayatılarak düşünmeye, öngörmeye, yaşamaya çalışmaları; bu bağlamda oldukları gibi değil, bu dayatılan normlar çerçevesinde yetiştirilmiş ya da yetiştirilmeye çalışılmış/çalışılan bireylerin psikanalizini yapmak bile çok büyük hadise..
Bu ülkede yaşayan bir erkek olarak plonje bir bakış tarzı ile baktığımda, sırtlarındaki bu koca yük ile şu kokuşmuş, laçka ortam içerisinde bile okuyan-okumuş, çalışan ve hatta akademik olarak kendini geliştirebilen kadınlardan tutun da bu ülkede "kadın olma uğraşı" veren tüm kadınların, artık Ünzile gibi bir şarkının, Münevver gibi bir trajedyanın başrol oyuncuları olmalarını daha fazla görmek istememekle birlikte çok daha iyi şartlarda, ruhsal anlamda da "rahat" bir yaşamın en büyük hakları olduğunu düşünmemek/düşünememek bile başlı başına patolojik bir vaka olarak addedilmeli. Her ne kadar "Türk kızları gitsin Rus kızları gitsin" yahut tam tersi şekilde çalışan "Türk erkekleri gitsin İtalyan erkekleri gelsin" mottoları işin geyiği olsa da yüz yüze bakıyoruz şu kodumun memleketinde.. Sonuçta biz yine birbirimize aşık olacak, yine birbirimizle arkadaşlıklar-dostluklar kuracak, birbirimizle evlenip yeni hayatlara yelken açacak, yine aynı iş yerlerinde, aynı ofislerde çalışacak, aynı sıralarda ders görecek, yine aynı suyu içip aynı havayı teneffüs edeceğiz.
O yüzden kadınlar; her şeye rağmen Gününüz, Kadınlar Gününüz kutlu olsun...
( Hepinize benden karanfil.. Şakir'e yok)
Bonus :
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder