Sayfalar

Dost, Düşman ?

Ülke olarak bütün entelektüel kapasitemizi her gün mütemadiyen yeni madenler(uranyum, toryum, sanatoryum…) keşfederek ve yeni düşmanlar bularak harcadığımızdan mail kutumuza her gün “ABD, AB, Rusya, İsrail şunu şunu yapacak lütfeeeen ülkemizi kefereye kaptırmayalııımmm” temalı, hatta bunu göndermeyen Türk değildir gibi aşırı iddialı ve mesnetsiz çokça mail gelmektedir. Aynı şeyleri televizyonlarda da dile getirenler var. Bu maillerin ve konuşmaların amacı; zaten temel argümanlarının sakatlığından ötürü bilimsel değeri olmayan, sadece halkımızda ajitasyon etkisi yaratarak korku psikolojisini toplumda yayma ve bir geri zekalılaştırma, tepkisizleştirme çabasından başka hiçbir şey değildir. Bunlara göre herkes düşman, Türkiye kıskaçta, son günlerini yaşayan aciz, perişan, milleti kendine güvensiz, maf olmuş bir ülkedir.
          
Artık günümüzde siyah ve beyaz gibi  keskin kontrastlarla ayrılmış dost ve düşman ayrımları yoktur. Ki zaten ülkeler arasında dostluk ya da düşmanlık gibi kavramlar yoktur. Olayın temeli de buradadır. Ülkeler arasında çıkar ilişkileri vardır ve bu denge gelecekte böyle de devam edecektir. Bu kavramlar artık çok gerilerde kalmış ve bugün için geçerliliği olmayan şeylerdir.

Örneklerle açıklayalım...

Mesela İran… Azeri-Ermeni savaşında Ermenistan’a silah yardımı yaptığı ve bölücü terör örgütü PKK’yı yıllarca topraklarında barındırdığı için düşman mı yoksa Müslüman olduğu için veyahut Ahmedinejat ABD’ye ve İsrail’e anti-emperyalist çıkışlarla “haddini”(!) bildirdiğinden kelli İstanbul’a geldiği zaman “Mücahit Ahmedinejat” diye bağıran zırtapozların düşüncesiyle kankamız mı? 

Çin’e bakalım… Füze satın aldık Çin’den. Ardından teknoloji transferi ile kendi füzelerimizi ürettik. Şimdi dost muyuz? (bkz: meraba dünyalı biz dostuz) Peki Doğu Türkistan’da ki kardeşlerimize soykırım yaptığı  veya Kuzey Irak’taki Kürt unsurlara yeri gelirse destek veririm dediği için düşman mıyız?

Fransa…1950’ler de Fransa’nın Cezayir’de yaptıklarına göz yumduk. Bununla kalmadık konu ile ilgili tüm Birleşmiş Milletler oturumunda Fransa’yı destekledik. Sonra Ermeni olayı patlak verdi, gittik Fransa’ya öfke kustuk, boykot ettik. Şimdi Fransa dost mu, düşman mı?

Yılan başı İsrail’i yazmadan olmaz :) Dünyayı yönetiyor bunlar sözde.. Gizli örgütler, para babaları, silah tüccarları şunlar bunlar… Öyle sanılıyor zira, şu Tapınak Şövalyeleri, Pagan teraneler filan derken ardından bunun sosu da Kurtlar Vadisi olunca paranoyak yaptı milleti. Neyse devam edelim… Örneğin, Filistin Devleti bizim Kıbrıs sorununda alenen Rum tarafına çalışmış bir devlettir. Buna karşın 74 Kıbrıs Harekatı’nda askeri ambargo yemiş Türkiye’ye Sidewinder muadili Shafrir füzelerini ise İsrail göndermiştir mesela. İsrail veya Filistin; hangisi dostumuz, hangisi düşmanımız?

İşte Suriye... Terörist başı Abdullah Öcalan'ı ülke sınırları içerisinde tutarken Türkiye'nin Öcalan'ı verin baskısı neredeyse bu iki ülke arasında savaş çıkma sonucu doğuracakken Öcalan sınır dışı edilmiş ardından normalleşen ilişkiler, ABD'nin Suriye'ye olan  baskısı ve oğul Esat'ın farklı vizyonuyla Türkiye-Suriye ilişkileri başka boyutlara taşınmıştı.
           
Hala dost/düşman ayırımı yapılıyorsa vah ki vah..!  Yukarıda zıtlıklarda anlatmaya çalıştığım gibi daimi dostlar ya da düşmanlar yoktur. Ülkelerin çıkarları vardır. Türkiye,  kendi çıkarı/çıkarları için gerekeni yapmak zorundadır. Bunu yaparken duyguyla değil akılla, bilimle yolunu bulmalıdır. Bulunduğu coğrafyada yani Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya arasında, Osmanlı’nın tasfiye sürecinin halen işlediği bir konjonktörde, bu minvalde de “denge” den söz edilemeyecek bir durumda 20. yüzyılın başlarındaki gibi tehdit tanımlamaları yapmak abesle iştigal olacaktır. Ancak tüm bunlar , her şey günlük güneşlik, bize bir şey olmaz fütursuz düşüncesi ile olaylara, durumlara sırt dönmek anlamına gelmemektedir. Uluslar arası ilişkilerin doğasından ötürü esnek ama gün kurtarmacı olmayan politikalarla güvenlik konseptlerinizin, dış politik açılımlarınızın tehdit algılaması çözümlemelerinizden hareketle oluşturulması yukarıda yazdıklarımla aynı şeyler değildir.
 Özgüvensiz hiçbir şey yapılamaz ayrıca. “Türk, Öğün, Çalış, Güven” sözü de Yüce Atatürk tarafından bundan hareketle söylenmiştir. Ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendine yönelen veya yönelecek her türlü tehdidi savma imkan ve kabiliyetini haizdir.


1 yorum:

özgür dedi ki...

aslında maillerde bu gibi mesajların yayılması daha mantıklı.
Giderek sadece okuduklarımıza inanmakta kafamızdan hiç mantık yürütmemekteyiz. Giderek saflaşıyoruz bilgilendiğimizi sanarken!

}