Eğer seçemediysen şu yukarıda gördüğün şey kulak temizleme çöpü. Kurdanın kulak versiyonu hani duştan
sonra kurcalıyosun kulağını falan. Hatun kısmısı makyajını temizlemek için de kullanırmış meğersem. O boyutunu bilmediğimden birşey diyemiyorum.(yeni öğrendim, var mı anasını satayım) Makyaj da temizlemedim zaten. Şöyle bakınca Cd, klavye filan da temizlenir bunla. Çok fonksiyonlu bişi yani. Yalnız giriş korkutabilir okuyucuyu, peşin söyleyeyim kulak çöpü reklamı yapmıyorum veya bunun Türkiyedeki ihracat verilerinden, arz-talep eğrisinden, icad ediliş tarihinden bahsetmeyeceğim. Ha sallayabilirdimde..
İşte sene 1586, bilemedin 1587.. Londrada emminin birinin veledi banyodan sonra kulağından 1 kova su çıkarıyomuş, amca bunu görmüş, baba yüreği tabi dayanamamış vay benim aslan oğlumun çilesi demiş..Düşünmüş düşünmüş, kürdanın ucuna pamuk koyup kulak çöpünü bulmuş.
gibi..Tabi bunun bizim memlekete gelişi 200 sene sonraya tekabül ediyor.. Lale Devri'nde İbrahim Müteferrika matbaayı şettirdikten sonra Londrada bir girişimci vatandaşımız Kayserililer lokalinde (Londraya gidenler iyi bilirler, Thames üzerinde Queen Elizabeth köprüsünü geçip sağa kıvrılıyosun) ıhlamur içip gurbetçi kankalarıyla tavla oynarken "kıçı kırık İbo matbaayı getirdiyse ben de bişiler getirir, satar, yolumu bulurum hacı" diyor. Diğer eleman "bilader o işler kolay değil, haşmetlu devletlu sıçar ağzına... Hadi götürdün oraya bişeyi de nası pazarlıcan satıcan, 2 ucu boklu değnek" deyince ampul yanıyor herifin kafada. Ahanda kulak çöpü diyerek bunun Osmanlı distribütörü oluyor, yolunu buluyor. Kayserililerin ticaret erbabı olması da o adamın olayından sonra başlıyor zati.. Lale Devri çocukları böyleymiş mirim. Zehir gibi adamlarmış...
Şu ana kadar yazılanı siktir et bu çöplerin öyle masum durduğuna bakmayın. Arkanı dönmeye gelmiyor bunlara. Geçen bende bunu makyajı şunu bunu karıştırmadan asıl amacında normal şekilde kullanıyordum. O ara taktım ikisini kulağa Alien gibi dolanıyorum ortalıkta sonra saçı başı düzeltirken elim çarptı kulağın içine girdi anasını satayım. O nası bir acıdır yarabbim. Gözümden yaş geldi... Yani Walt Disney karakteri olsam bi torbanın ne bileyim bi şişenin içine falan çığlık atar, onun ağzını kapatıp çığlığımı muhafaza eder sonra da dağa tepeye çıkıp kapağı açar serbest bırakırdım... O derece.. Hemen çıkardım "Aman Tanrım duyabiliyorum!" dedim biraz rahatladım ama acıyo deli gibi... Ya bi saniye, çizicem:
Hahh..Olay şöyle vuku buldu. Şimdi çöp A noktasından benim vuruşun etkisiyle, F = m . a formülünden de ivmeyi şettirdiğimizde belli bir ivme ve dolayısıyla belli bir hızla (80km/h) B noktasına gidiyor. 3 mikrosaniye sonra da kavuşuyorlar. Olay bundan ibaret. Ha B noktası orda mal gibi durmayıp "la bişi geliyo" diyerek 90 km/h ile falan kaçsaydı kulak çöpü onu yakalayamayacaktı, bi bokta olmayacaktı. Buradan B noktasına bu vurdumduymaz tutumundan ötürü teessüflerimi iletiyorum.
Neyse, ben bi yeri kaşınsa doktora giden evhamlı bi adam olduğumdan duramayıp gittim. Evhamın sebebi de sade ve sadece okuldur arkadaş. Bak dur onu da anlatayım..
Sıkıntıdan mı stresten mi nedir sınav zamanına 3-4 gün kala bende bi hapşırma, bi grip-nezle efendime söyleyeyim böyle bir boğaz ağrısı filan bişiler olurdu. Ulan sınav zamanı göte gelmeyelim diye de çattadanak giderdim doktora. İlacı şunu bunu Allah ne verdiyse alırdım. Bu evhamlılık durumu ordan kalma bir alışkanlık olarak süregeldi.
Bu kulak hadisesinden sonra yine bilimum sağlık kurumlarımızın kapılarını aşındırdık. Anlattım hocam durum böyleyken böyle dedim. Önce kızdı tabi, lan otu boku sokuyosunuz sonra böyle oluyor dedi. Hoca öyle manalı manalı konuşma ya, delikanlı adamız şurda onu bunu, sokmak filan, yakışıyo mu dedim. Pardon bi hışımla çıktı, benim eşekliğim dedi. Dedim siktir et biz bizeyiz şurda, zaten araştırdım hakketten o kulak zımbırtıları öyle matah birşey değilmiş, zararlıymış hatta. Bu TV'lere çıkan malak doktorlar öyle antin kuntin otlardan bahsedeceklerine böyle kulağa çöp sokmayın, terli terli su içmeyin, kışın iç donu giyin gibi anne öğüdü tarzı şeyler söylese 21. yüzyılda, AB yolunda ilerleyen, istihdam ve ekonomi sorunlarını aşmış Türkiyemde daha faydalı şeylere sebep olurlardı... Ayrıca o bahsettikleri otlar yeryüzü üzerinde sadece Bangkong'un kuzey bölgelerinin yer yer yüksek kesimlerinde yetiştiği için baharatçılarda, bilimum şifalı ot satan mekanlarda bulunacağını sanmıyor, bulunsa da bunu alıp kaynattığında bi boka yaramayacağını düşünüyorum.. dedim.. Aferin iyi düşünmüşsün dedi.
Tüm bunların üzerine (tam olarak bunların üzerine değil aslında) olum ağzına sıçmışın piyasanın kulak zarın zedelenmiş dedi. 2-3 milim daha gideymiş kemiğe bişiler olurdu o zaman daha sakattı tabi dedi. "Yani?" dedim. "Ebeninkini görürdün" dedi. "Haa öyle konuş" dedim anladım dediğini. Onun demonstrasyonunu da şöyle göstereyim:

Ama burada şapa oturmuş bir durum var. Bizimki böyle değil. Devam edeyim ben izninizle...
KBB'ci öyle konuşunca tırstım ben. "Aman Allahım! O kendini yeniler mi? Durum nasıl? İyileşebilecek miyim doktor? " dedim. Ne biliyim sonuçta kulak zarı hafız. Başka zara benzemez ki böyle başka türlü muamele çektirelim falan. (içiniz kötü lan sizin.. başka anladınız dimi? soğan zarı var, normal atılan zarlar var, teheeyy). Abartma lan, ilaç yazıcam ama sen duşta filan su kaçırma dedi. Öyleyse iyi, kolay gelsin abi görüşürüz, yengeye selam dedim çıktım...
Sonuç: Direkten dönmüşüm yahu, Allah korumuş... Olay bundan ibaret. Şimdi ulan parmak kadar kulak çöpü için 100 satır yazı yazan adam gider onla rakı masası da kurar denebilir. Kurarım arkadaş ben..! Boyu değil işlevi icabında. Bak kulağı kaybediyomuşuz az daha. Saygı duyarım ben öyle kulak zamazingosuna..Önünde eğilirim...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder