Merhabaaa doğan güneeeş, Merhabaaa bulut kardeeeş; merhabaaa sevgiliii çocuklaaar!
Ulan o kadar zaman sonra dümene geçip tekrar yazayım derken sabah yayınlanan radyo programları gibi başladık ya, daha da bir şey demiyorum. Giriş boktan, gelişme ve sonuçta görüşmek üzere...
Gün geçmiyor ki sıçtımın memleketi yepisyeni paradokslara gark olmasın. Penguen'in, Uykusuz'un kapak karikatürleri gibi haftalık gündem bazında siyasete giydirecek değilim. Giydirilecek neyi kalmış ki zaten? Mevzu bambaşka bir delilik.
Halil Sezai diye bir adam peydah olmuş piyasalara. Baktım millet gırla bu adamdan bahsediyor; Facebook'da, Twitter'da, radyoda, TV'de, gerçek hayatta o kadar çok duyuyorum ki ismini; "ulan arkadaj; bu adam dünyaca ünlü bir kanaat önderi midir, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olmaya namzet bir Türk bürokratı mıdır, uzaya göndereceğimiz ilk Türk astronot mudur? Nedir la bu herifin olayı? Kimdir bu Halil Sezai amına koyayım?" düşünceleriyle gözlerime uyku girmemişti. Sonradan öğrendim ki İncir Reçeli diye bir filmde çıkmış yaygara. İzlensin bari dedim kendi kendime. Yarın bir gün karılı kızlı bir ortam olur, muhabbeti çıkar, ırak kalmayalım mevzuya. Sonuçta hepimiz ekmeğimizin peşindeyiz, yanlış mıyım? (Eternal sunshine of spotless mind, Sweet November, P.s: I love you, Issız Adam gibi muhtelif filmleri bir defadan fazla izleyip küçük küçük notlar aldım abi.) Neyse, filmdeki o ünlü rakılı - gitarlı (rakıynan gitar?) sahne gelincesi güldüm. Hee dedim, paylaşım olayı anlaşıldı. Resmen aydınlandım. Kişisel rönasansımı yaşadım allahıma. Artık uykusuz gecelerime son verebilirim...
Aga kimsenin ne dinlediğine, ne sevdiğine karıştığım yok. Ne işim, ne de haddim. İstersen İskandinav atmosferik psychedelic melodik black metalinin en önde flama taşıyanı ol, istersen "New age R&B ilahi" türünün tek dinleyicisi ol, istersen mevlütlerde - toplu yemeklerde çatalın ve bıçağın tabaklara vurma sesiyle oluşan ahenkten orgazmik bir zevk al, istersen de trafikteki korna ve araç seslerini bir konçerto olarak addet. Bana ne yani. Mesele insanların müzik zevki yahut müzik dinleme özgürlüğü değil. Hem olsa ne olacak lan? Beni mi linç edeceksiniz anasını satayım? Sene 99-2000 falan.. Sen 90'lık kasede karışık pop - ki bugünün pop müziğine yeğdir, Demet Akalın ne anasını satayım- çektirip kasetçalara takıp ampır ampır oynaşırken bu memlekette bilmem ne tarzı müzik dinliyor diye hor görülen, kolundan tutulup karakola götürülen adamlar vardı. Neyin özgürlüğü dingil! Ki işin özgürlük tarafından bakıyorsan ohooo.. O konuya hiç girme bence. Aga bu dünyayı yakarım, Halil Sezai ile aranıza nifak tohumları saçan dahili ve harici bedbaht olurum lan, ne diyosun sen?
Bir de "çok dinleniyormuş da o kadar dinleyen adam boşuna mı dinliyormus" insanları var. Argümana bakale. Olum Halil Sezai'yi siktir et; bunun Justin Bieber'i var, Rihanna'sı var; gel bu tarafa, yazın gelişini müjdeleyen cemre misyonunu benimsemiş, yurdum kezbanının bir numaralı şarkıcısı Demet Akalın'ı var, var oğlu var... Bunlar da çok dinleniyor? Çok dinlenen şeyin kaliteli ya da güzel olduğu yaklaşımı nasıl bir düşüncenin ürünü lan? Mesele kimin ne dinlediği değil zaten anasını satayım, çığrından çıkmış tüketim çılgınlığınız... Bundan 3 sene önce hit olmuş şarkıyı hangi biriniz hatırlıyor? İşte Halil Sezai şarkılarını da bundan bir süre sonra yine hatırlamayacaksınız. Rock grubuyum ben diye dolanan dangalaklardan tut da bu Halil Sezaigiller'e kadar kolpa aşk acısı şarkıları Kamil ve Kezban sayısıyla orantılı şekilde piyasada ekmek yemenin en kolayı zaten. El oğlu 5 pasaj şarkı için 4 tane kitabı yiyip bitiriyor be! Ver kolpadan acıyı, itele gitsin. Sonra da vay efendim "çoh duygusaaal" "Sana bir şarkı yazdım"mış. Bu mu yani? Hayır o da değil, "Facebook'ta yaşayan acıların insanları" oldukça biri azalarak biterken başka pezevengin biri peydah olacak, ona meyledeceksiniz bu sefer. Bu döngü de böyle devam edecek. Hepsi samimiyetten yoksun, hepsi de bir noktadan sonra irrite edici.
Gün geçmiyor ki sıçtımın memleketi yepisyeni paradokslara gark olmasın. Penguen'in, Uykusuz'un kapak karikatürleri gibi haftalık gündem bazında siyasete giydirecek değilim. Giydirilecek neyi kalmış ki zaten? Mevzu bambaşka bir delilik.
Halil Sezai diye bir adam peydah olmuş piyasalara. Baktım millet gırla bu adamdan bahsediyor; Facebook'da, Twitter'da, radyoda, TV'de, gerçek hayatta o kadar çok duyuyorum ki ismini; "ulan arkadaj; bu adam dünyaca ünlü bir kanaat önderi midir, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olmaya namzet bir Türk bürokratı mıdır, uzaya göndereceğimiz ilk Türk astronot mudur? Nedir la bu herifin olayı? Kimdir bu Halil Sezai amına koyayım?" düşünceleriyle gözlerime uyku girmemişti. Sonradan öğrendim ki İncir Reçeli diye bir filmde çıkmış yaygara. İzlensin bari dedim kendi kendime. Yarın bir gün karılı kızlı bir ortam olur, muhabbeti çıkar, ırak kalmayalım mevzuya. Sonuçta hepimiz ekmeğimizin peşindeyiz, yanlış mıyım? (Eternal sunshine of spotless mind, Sweet November, P.s: I love you, Issız Adam gibi muhtelif filmleri bir defadan fazla izleyip küçük küçük notlar aldım abi.) Neyse, filmdeki o ünlü rakılı - gitarlı (rakıynan gitar?) sahne gelincesi güldüm. Hee dedim, paylaşım olayı anlaşıldı. Resmen aydınlandım. Kişisel rönasansımı yaşadım allahıma. Artık uykusuz gecelerime son verebilirim...
Aga kimsenin ne dinlediğine, ne sevdiğine karıştığım yok. Ne işim, ne de haddim. İstersen İskandinav atmosferik psychedelic melodik black metalinin en önde flama taşıyanı ol, istersen "New age R&B ilahi" türünün tek dinleyicisi ol, istersen mevlütlerde - toplu yemeklerde çatalın ve bıçağın tabaklara vurma sesiyle oluşan ahenkten orgazmik bir zevk al, istersen de trafikteki korna ve araç seslerini bir konçerto olarak addet. Bana ne yani. Mesele insanların müzik zevki yahut müzik dinleme özgürlüğü değil. Hem olsa ne olacak lan? Beni mi linç edeceksiniz anasını satayım? Sene 99-2000 falan.. Sen 90'lık kasede karışık pop - ki bugünün pop müziğine yeğdir, Demet Akalın ne anasını satayım- çektirip kasetçalara takıp ampır ampır oynaşırken bu memlekette bilmem ne tarzı müzik dinliyor diye hor görülen, kolundan tutulup karakola götürülen adamlar vardı. Neyin özgürlüğü dingil! Ki işin özgürlük tarafından bakıyorsan ohooo.. O konuya hiç girme bence. Aga bu dünyayı yakarım, Halil Sezai ile aranıza nifak tohumları saçan dahili ve harici bedbaht olurum lan, ne diyosun sen?
Bir de "çok dinleniyormuş da o kadar dinleyen adam boşuna mı dinliyormus" insanları var. Argümana bakale. Olum Halil Sezai'yi siktir et; bunun Justin Bieber'i var, Rihanna'sı var; gel bu tarafa, yazın gelişini müjdeleyen cemre misyonunu benimsemiş, yurdum kezbanının bir numaralı şarkıcısı Demet Akalın'ı var, var oğlu var... Bunlar da çok dinleniyor? Çok dinlenen şeyin kaliteli ya da güzel olduğu yaklaşımı nasıl bir düşüncenin ürünü lan? Mesele kimin ne dinlediği değil zaten anasını satayım, çığrından çıkmış tüketim çılgınlığınız... Bundan 3 sene önce hit olmuş şarkıyı hangi biriniz hatırlıyor? İşte Halil Sezai şarkılarını da bundan bir süre sonra yine hatırlamayacaksınız. Rock grubuyum ben diye dolanan dangalaklardan tut da bu Halil Sezaigiller'e kadar kolpa aşk acısı şarkıları Kamil ve Kezban sayısıyla orantılı şekilde piyasada ekmek yemenin en kolayı zaten. El oğlu 5 pasaj şarkı için 4 tane kitabı yiyip bitiriyor be! Ver kolpadan acıyı, itele gitsin. Sonra da vay efendim "çoh duygusaaal" "Sana bir şarkı yazdım"mış. Bu mu yani? Hayır o da değil, "Facebook'ta yaşayan acıların insanları" oldukça biri azalarak biterken başka pezevengin biri peydah olacak, ona meyledeceksiniz bu sefer. Bu döngü de böyle devam edecek. Hepsi samimiyetten yoksun, hepsi de bir noktadan sonra irrite edici.
Sanki sadece bu acıların insanı kılıklı adamlar aşk acısı yaşıyor, bir tek bunlar duygusal da dünyanın geri kalanının alayı kolpa yavşak. Dünyada, memlekette başka sorunumuz yoktu, o zaman neden ver etmiyoruz Halil'i, Sezai'yi bilmem neyi. Amına koyim sizin yüzünüzden ben bu adamları TV'de, radyoda, kafede, serviste, yolda, orda burda her saniye başı dinlemek zorunda mıyım?
O değil de; Rıfat Hisarcıklıoğlu'ndan mı alışkanlıktır nedir, bunun soyismini her gördüğümde niye
"Paracıklıoğlu" diye okuyorum ben? (hee, alışkanlık. öyle adamlarla takılıyorum abi ben. )
O değil de; Rıfat Hisarcıklıoğlu'ndan mı alışkanlıktır nedir, bunun soyismini her gördüğümde niye
"Paracıklıoğlu" diye okuyorum ben? (hee, alışkanlık. öyle adamlarla takılıyorum abi ben. )
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder