İllüminati ve Tapınak Şövalyeleri - II
...Tüm bu sorular cevapsız olarak bir film şeridi gibi geçerken, İllimünati örgütünün lideri olduğunu anladığım tahtta oturan adam, ne olup bittiğini kavradığımı anlamış, yüzüne hafif bir gülümseme serpiştirmiş şekilde konuşmaya başlamıştı:
"Evet, her şey düşündüğün gibi evlat! Sen seçilmişsin, ve bugün buradasın." dedi. Çok fazla ketum davranarak ve sadece onun konuşmasını bekleyerek bir yere varılacak gibi görünmüyordu. Kendimi rahat hissediyor ve bu adamla konuşmam gerektiğini biliyordum.
"Az önce gördüğün gibi biz İllüminati'yiz. Bütün dünyaya hüküm sürmeye and içmiş neferlerimiz ile yüzyıllardır süre gelen bir geleneğin şu an ki temsilcileriyiz. Bizden sonra da amaçlarımıza ulaşmak için birileri gelecek. Ve bu süreç amaca ulaşana kadar devam edecek."
"Peki sizin amacınız nedir?" diye sordum.
"Amacımız evlat, Novus Ordo Seclorum.." dedikten hemen sonra "Hmm, yeni dünya düzeni diyorsunuz yani. Aldous Huxley'in Brave New World'u gibi bir şey midir? " diyerek devam etmeye zorladım. "Kısmen." dedi. "O tarzda ütopik bir dünya değil. Tüm dünyaya egemen olan en büyük güç olmak için uğraş veriyoruz." diye ekledi. Yeni bir şey dememe izin vermeden konuşmasına devam etti.
"Galileo'dan beri var olan bir örgütüz. Aydınlanmayı hedef alan bir çizgide, bazen çok çok zor koşullarda var olma savaşı vererek bugüne kadar mücadelemizi sürdürdük. Artık çok güçlüyüz. Devlet başkanlarından siyasetçilere, sanatçılardan sporculara, bilim adamlarından bütün meslek gruplarına kadar hemen her yerde üyelerimiz ve dolayısıyla neferlerimiz mevcut. Seni de ilkokul yıllarından beri izliyoruz. Artık zamanı gelmişti. Haberin olmadan birçok test sürecinden geçerek yapılanmamızda yer alacak seçilmişlerden olma şansını yakaladın. Ve bu yüzden buradasın."
"Galileo mu? Neden Galileo?" sorusunu sorarak olayın tarihsel sürecini birincil ağızdan duymak istiyordum.
"Galileo Vatikan'a savaş açmış; bilimin ve aklın yani dolayısıyla aydınlanmanın, kilisenin baskıcı, muhafazakar, kapalı düşünce tarzına üstün geleceğini düşünmüştü. Kilise bunu görerek o dönemde birçok örgüt üyemizi öldürdü. Sağ kalanlarımız da yer altına çekilip bir yer altı örgütü olarak devam etmeye çalıştılar. İntikam ve yeni dünya düzeni için... Bu yüzden gizli ve yer altında kalmış bir örgüt olarak teamüllere uygun şekilde devam ediyoruz"
"Evet, mantıklı.. Galileo, dünya aslında yuvarlak lan dediğinde esas senin götün yuvarlak deyip adamın kafayı giyotinle vücudundan ayırdıktan sonra intikam babında ben de aynı şeyleri düşünebilirdim bu kilise adamları için. Hoş, bizim dinde de dünya bir öküzün boynuzları üzerinde dönmektedir diye saçmalayıp bunu diyen adamın dedikleriyle -ki bunlara hadis diyorlar- din yorumu yaparak adamı İslam alimi diye sunan dangalaklar var. O adam Allah bir dese inanmam ben mesela... Oha! Yoksa o adamlar da mı sizdendi? İslam dinini amacından saptırmak için falan?"
Adam gülmeye başlamıştı. Yüzümde hafif bir gülümseme vardı. Orada bulunan birkaç kişi de adama gülümsemelerle eşlik ediyorlardı.
"Hayır, o kadar değil. Onların bizimle herhangi bir alakası olmadı. Bizim örgütümüz daha farklı metodlarla ilerliyor. Örneğin şu an bizim için çalışan üyelerimizin hiç birinin arasında din adamı yoktur."
"Peki kimsiniz siz? Kimler sizin üyeniz veya kimler sizin için çalışıyor? Nedir olayınız? Bir anlatın, madem ki getirdiniz buraya?" diyerek asıl olaya girmek istedim.
"Hepsini anlatacağız, her şeyi göreceksin. Biraz sabret ama" dedi. Sonra parmağı ile arkamda bulunan görevlilere işaret ederek beni gezdirmelerini söyledi. "Şimdi arkadaşlar seni burada yaptığımız çalışmaları görmen için küçük bir gezintiye çıkaracaklar. Bir bak bakalım" dedikten sonra oradan görevliler eşliğinde ayrıldım. Büyükçe bir koridordan ilerlemeye başlamıştık. Bir pencere önünde durduk. Odanın içerisinde beyaz önlüklü adamlar elindeki tüplerle bir şeyler yapıyorlardı. Bir laboratuar olduğu besbelliydi. Adamların ne yaptığını sorduğumda oranın bir kimya laboratuarı olduğunu, çeşitli kimyasal çalışmalar yapıldığını söylediler. "Off çok acayipmiş, bir kimya laboratuarında kimyasal çalışmalar yapmak... Ben de beyaz önlüğü görünce fırıncı sanmıştım bunları. Taşak mı geçiyosunuz lan adamla? Farkındayım ben de ne olduğunun. Ne fırıldak dönüyor burada, onu söyle sen." dediğimde gülüşerek orada birtakım kimyasal silahlar için çeşitli Ar-Ge çalışmalarının yapıldığını belirttiler. Bir sonraki laboratuara doğru yürümeye başladık. Bir önceki laboratuara göre daha fazla insanın çalıştığı bir ortam vardı. Hepsi de bilgisayar başında idi. Göz ucuyla gördüklerimden ilk izlenimim bu adamların yazılım işi ile meşgul oldukları idi. Hemen önümde oturan adamın kod yazdığını görebiliyordum. Bakışlarımı yazdığı koda yoğunlaştırarak adeta dünyayla bağlantısı kesilmiş gibi ekrana bakan adama:
"Abi o boyutta bir matrisi öyle tanımlama istersen. Kare matrise çevirip öyle işlem yap.. Yoksa amına kodumun MATLAB'i sapıtıp maf ediyor bilgisayarı" diyerek söylendim. Mühendis her yerde mühendisti. Evde, yolda, kahvede, sokakta.. Gizli örgüt İllüminati'nin gizli karargahında bile...
Gezintimiz bir süre devam etti. İllüminati deyince bir insan kolonlama olsun, moleküler transportasyon dedikleri ışınlanma olsun, zamanda yolculuk, zamanı bükme vs görmek istiyor insan. Açıkçası çok ilgimi çeken, insana göz bebeklerini yerinde oynatacak tarzda şeyler yapılan bir ortam görmediğimden çok ilgilenmedim. Tekrar ilk geldiğimiz yere dönmüştük. Lider, gezintimin nasıl olduğunu, ne düşündüğümü sorduğunda dudak büküp kafamı sağa sola çevirerek çok ilgimi çekecek herhangi bir şey olmadığını söylercesine bir tepki verdim.
"Bizim kimlerle çalıştığımızı, kimlerden oluştuğumuzu sormuştun. Şimdi onlara da cevap bulacaksın" diyerek bir görevliye kafa salladı gülümseyen bir şekilde.. O anda arkadan beni ilk olarak derdest edip kaçıran adamların giydikleri gibi aynı şekilde giyinmiş olan kapşonlu ve pelerinli insanlar belirdi. Sayıları oldukça fazlaydı. Ve bana doğru yürüyorlardı. Ürkmüştüm. Hafif bir geriye çekilme refleksi vererek kendimi savunur pozisyona geçtim.
"Korkma" dedi bir ses. Sadece senin görebilmen için sana yaklaşıyorlar...
Hakikaten de öyleydi. Ortamın loş ışık seviyesinden ötürü uzaktaki birini hele ki kapşonlu pelerinli birinin yüzünü görebilmek insan gözünün yeteneklerinin ötesinde bir durumdu. Aramızda belli bir mesafe kaldığında durdular ve hepsi birden bir askeri birimin verilen komuta uyması gibi aynı anda kapşonlarını açtılar...
Hepsini birden süzmeye başlamıştım bile. Gördüklerime inanamıyordum. Adeta donmuştum. Tepki bile veremiyordum. Sadece, sanki beni karşılamak için oluşturulmuş tören kıtası gibi duran bu topluluğa bakmakla yetinebiliyordum. Aralarında kimler yoktu ki! Barack Obama, Bill Clinton, Dick Cheney, Karanlıklar Prensi Robert Gates, Angela Merkel, bayan bacak Condoleezza Rice, Hillary Clinton, Boris Yeltsin, Ronald Reagon, Ahmedinejat, Fidel Castro, Darth Vader, Richard Nixon, Hugo Chavez, Obi-Wan Kenobi, Master Yoda, Sauron, Mehmet Karahanlı, Laz Ziya, Steve Jobs, Bill Gates, Rahmetli Başkan Kennedy, Taçsız Kral Pele, Beckenbauer, Kaleci Myer, Nadya Komanaçi, Bricıt Bardo, Fenerbahçeli Cemil, Lady Gaga, Kety Perry, Daniel Guiza, Sabri Sarıoğlu, Britney Spears, manevi abim Bruce Dickinson ve gruptan çalgıcı arkadaşları, Sir Alex Fergusson, Splinter Usta ve Ninja Tosbağaları,Yılmaz Vural, Pink Floyd, Freddie Mercury, Michael Schumacher, Rafael Nadal, John Lennon, Nihat Doğan, Hilal Cebeci, Mustafa Topaloğlu, Kara Murat, Müslüman olduktan sonra Ahmet Turani ismini alan nam-ı değer Hammer Usta ve sonradan Ayşe ismini alacak olan Kara Murat'ın zevcesi, kahpe Bizans'ın yiğit güzeli Elanora...
Gördüklerime inanamıyordum. Sanki çıldıracak gibiydim. Gözlerim kararıyor ve tansiyonumun düştüğünü hissedebiliyordum. Dengemi sağlayamıyor, ayakta durmakta zorlanıyordum. Bilincim hızlı gelgitler yaşıyor, dengemi iyice kaybediyordum.. Sonunda düştüm...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder