Sayfalar

17 Ağustos



Orta 3'ü bitirmişim, Anadolu Lisesini kazanmış kayıt gününü beklemekteyim heyecanla. Her gece yatmadan önce Kargo'nun "Yarına Ne Kaldı" albümünü dinleyip uyuyakalıyorum o zamanlar. Yine aynı şekilde uyumuşum. Sabah kalktığımda okul için kayıta gidecek olmanın heyecanıyla aşağı kata iniyorum. Televizyonun sesi açık, uyku sersemiyim hiçbir şey anlamıyorum. Salona girdiğimde babaanne ve dedemi ağlarken buluyorum , "Noldu lan, yine bir şehit haberi var, ona mı bu?" diyorum içimden televizyona gelene kadar. Sonra görüyorum o en bilindik fotoğrafları... Kat kat olmuş köprüler, birbirinin içine geçerek yıkılmış binalar ve sonucu olarak bağrışan, oradan oraya koşan, ve hatta ölmüş insanlar.

Ekranın alt tarafına bakıyorum İzmit yazıyor. "Hasiktir lan!" diyorum, orada teyzem ve dayım var. Haber var mı diye soruyorum korkarak, biraz da titrek bir sesle... "İyilermiş" cevabını alıyorum. Enişte ve dayı Ankara'daki diğer dayıyı depremden hemen sonra arıyor. O da tüm akrabalara haberi geçiyor. "Sorun yok oh" diyorum. Diyorum ama nasıl diyorum.. O görüntüleri gördükçe içim sızlıyor. Bizimkiler iyi de başkalarının teyzesi, dayısı, annesi, babası ve hatta oradakilerin kendisi iyi mi ki? Görüntülere hala bakmaya devam ederken "hiç sanmıyorum" diyorum içimden. Hafiften göz yaşları düşmeye başlıyor o anda.



Ama okul kaydı için çıkmak lazım... Onun için de gidip fotokopi çekilmeli, bilmem kaç kutu A4 kağıt alınmalı vesaire. Çıkıyoruz... Sonra elektrikler kesiliyor tüm gün Denizli'de. Jeneratörü olan fotokopici, kırtasiye falan arıyoruz. Okula gidip işlemleri bitiriyorum, oradaki memur bayan ve bir bay "depremi duydunuz mu? Ne kötü.." gibilerinden laflar ediyorlar. Babam akrabalarımız vardı ama iyilermiş diyor. O anda tekrar gözlerim dolmaya başlıyor. Okuldan çıkıp eve kadar nasıl gittim hatırlamıyorum.

Sözlükte, orada burada ve hatta bizzat kendi ev arkadaşımdan kısaca o kara günü yaşayanların yazdıklarını, okuyunca, anlattıklarını duyunca "hasiktir be ben ne yaşadım ki" diyorum. O günlerde dinlediğim Kargo'nun Yarına Ne Kaldı albümündeki "Yıldızlar Ellerinde" adlı şarkıyı dinledikçe hala o günler aklıma geliyor bir burukluk hissediyorum. An itibariyle Denizli-İstanbul arasında yolculuk yapmakta olan arkadaşıma da İzmit'ten geçerken dua et diyebiliyorum sadece. Allah yaşatmasın bir daha o günleri demek ne kadar temenniden öteye gider kestirmek güç değil...


  Bugüne Not: Bu yazıyı 2-3 yıl önce bazı ortamlarda (sözlük, forum vs) yazmıştım. Tarih itibari ile buraya copy/paste yapıyorum. Tembellikten değil..Yazdığım gün ki aynı hisleri şu anda yaşadığımdan. Aklımda kalan çok fazla bilgi kırıntısı var aslında. Burada çok şeyden bahsedip uzatabilirim, bir sürü yere küfürler eşliğinde çatabilirim. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin acizliğinden, Bill Clinton'ın burnunu sıkan bebekten.. Depremin yapay olduğu, ABD ve İsrail'in özel birliklerince denizaltı ile getirdikleri Tesla makinası denen Haarp Projesi diye bilinen zamazingo ile yapıldığı saçmalıklarından.. Gölcük Donanma Komutanlığı'nın askerlerinin içki içtikleri, bunlara uyarı amacıyla bu depremin olduğu, hatta deprem sırasında oradaki subayların suratlarının hayvan suratına dönüştüğü gibi şehir efsanelerinden. (Evliyalar, yaşlı amcalar, cartlar curtlar olaylarının ardı arkası yok zaten) Deprem vesilesi ile oluşan Türk-Yunan dostluğundan... "7.4 yetmedi mi" diye pankart açan orospu çocuklarından... Oradaki can pazarında, kaos ortamında, tabiri caizse ki caiz, kıyamet günü gibi olayda bile çıkar, para, pul peşinde olan insanlıktan çıkmış yaratıklardan...

Ama tek şey var aklımda:  "Sesimi duyan var mı" çığlığı...  Unutmayın, unutturmayın...

Hiç yorum yok:

}