19 Mayıs, Gençlik ve Büyükler Üzerine
Aga şimdi, 30 Ağustos'u bir tarafa koyarsak, 23 Nisan gibi, 29 Ekim gibi, 19 Mayıs gibi herhangi bir milli bayramda Büyük Atatürk'ün Samsun'a çıkması ve bayram olması tarzı bir ilkokul tarih dersi muhteviyatından bahsedecek olursam muhtemelen ben, ben değilimdir. O yüzden üzerime bir su dökün, okkalı bir küfür edin, ne bileyim bi çimdik, bi depik falan atın, bişeyler yapın ama ne olursa olsun beni kendime getirin. Anlaştık?
Öncelikle asıl olayın şu gençlik bayramında "Bu gençlik nereye gidiyor mirim? Bu gençliğin hali ne olacak?" gibi bir durum tespiti olmayacağını belirteyim. Aslında tam tersi şekilde bu "yaşlılık" nereye gidiyorun cevabını arayacağız. Zira tüm geçmişte yaptıkları ile gençliğin nereye gidiyor olduğunun değil, nereye götürülüyor olduğunun bir numaralı müsebbibidirler kendileri. Bunun lamı cimi yok. Doğruya doğru. Darılmaca gücenmece olmasın.
Bugün açıklanan bir istatistikte gençliğin çok büyük bölümü anlayacağımız dilden, Türkçeye çevirecek olursak bu memleketten siktir olup gitmek istiyor. Yüzde bilmem kaçı özgüvensiz, yüzde bilmem kaçı da gelecek kaygısı taşıyor. Sayılar aklımda yok. Şuradan bakabilirsiniz: link
Ki kuvvetle muhtemel "git bu ülkeden sen daha iyisini hakediyorsun" laflarını ya kendiniz duymuş ya da başkasına söylemişsinizdir. Ancak kimse bu ülkenin değerlerinin, gençlerinin ve beyinlerinin hakettiğini neden bizim veremediğimizi konuşmak, neden onları harcamaya yönelik olarak elimizden geleni ardımıza koymadığımızı düşünmek, sorgulamak, neden bu memleketin kaçıp kurtulunması gereken lanet bir yer olarak görüldüğünü tartışmak istemiyor. Sonra da vay be koca profosör, koca mühendis, koca doktor gitmiş de Amerika'ya, Avrupa'ya hizmet ediyor, bak hele dingilin yaptığına lafları gırla ediliyor. E amına kodumun memleketi adam olaydı da çalıştıraydı demezler mi adama? Buna ne diyeceksin? Beyin göçüyormuş. Teey teey..
Peki, şu 19 Mayıs günü stadyumlarda, okullarda yağmurda, yaşta veya sıcağın altında üç-dört tane salak hareket yaptırıp bayramdan nefret ettirdiğin adamın aklındakini okumaya çalışabildiniz mi hiç sayın büyükler? Adamın birkaç sene uğraş verip çalıştığı ve geleceğinin en önemli sınavı olarak gösterilen sınavın türlü ibnelikler, şerefsizlikler döndürülerek kendisi gibi milyonlarcasının emeğinin hırsızlığı aklına geldi mi hiç? Tüm bunlara rağmen üniversiteye girse bile okul bittikten sonra o adamı nelerin beklediğini düşündün mü hiç? Bayram gösterisinde askeri nizam yürürken "Dur! Dinle! Kim geliyor! Türk Genci! Hey! Hey! Hey!" diye bağırıp bayrak açan genci maymun gibi alkışladıktan sonra hiç aklına getirdin mi o adamların nereye gideceğini? Düşünmemiş, sorgulamamış, irdelememiş, hesap sormamışsın. Nereye eserse oraya amaçsızca sürüklenmişsin işte. Koyunlaştırılmış, tepkisizleştirilmişsin. Öylece bakmış, alkışlamış, goygoyculuk yapmışsın. Alternatifi yok diye hiçbir fikrinin olmadığı adamlara, sürü psikolojisine girip oy vermişsin. (Lan ne demek alternatif yok? Sensin alternatif, benim, biziz, onlar..Yoksa da boş at amına koyayım, gitmez oyun boşa korkma.) Mevcut egemen erk'in peşinden gidip güce tapmışsın.
Kim gelirse onun şakşakçılığını yapma hadisesi, toplumun büyük kesiminin "alternatifsizlik" ayağı ile güce tapma eğiliminin en büyük göstergesi aslında. Malumunuz, güce tapma olayı yüzyılların getirdiği kronik hastalık bizde, bu topraklarda...
Zira Vahdettin'e "padişahım çok yaşa" diyen zihniyet 10 sene sonra Mustafa Kemal Paşamı alkışlamış, ona tapmış, İnönü'ye ne ayaksa milli şef deyip hemen ardına Menderes'in peşine sürüklenmiş, nam-ı değer Karaoğlan Ecevit'i 2 senede silip Süleyman Baba bizi kurtar der olmuş, 12 Eylül ülkenin üzerinden silindir gibi geçerken Kenan Evren'in arkasında koşmuş, ardına liberal Özal'ın Küçük Amerika hayalinin suyuna kapılmış, sonra bunların rahle-i tedrisinden geçmiş Tansulardan, Mesutlardan medet ummuş.. Sonra Erbakan Hoca'yı al aşağı eden gücü alkışlarken, aynı gücün içeri tıktığı adamın uzantısı olan bir kliği de 10 senedir baş tacı etmiş. (Tüm burada saydıklarımla insanların siyasi eğilimlerini ve temayüllerini tartışıyor veya eleştiriyor değilim. Tutarsızlıklardan ve rüzgarın estiği yöne gitmekten bahsediyorum. Terso olmasın.) Tüm bunlara fikirsizlik, düşüncesizlik ya da pragmatistlik, ismine ne dersek diyelim; şu 19 Mayıs bayramında demokrasi kavramı, halen temel hak ve özgürlükler gibi demokrasinin en ağrısız, acısız ve tartışmasız alt başlıkları çerçevesinden tartışılırken biz asıl mevzuyu kaçırmışız gibi geliyor bana. Önüne "ileri-geri" gibi takılar takılsa da "demokrasi" denilen terane özümsenememiş burada.
İkinci olarak sistemsel ya da siyasal durumdan farklı olarak tüm bu pragmatist yaklaşımı baş tacı etmiş, benden ve dahil olduğum jenerasyondan büyük olan kitlenin, bu yeni jenerasyona çok büyük borcu var bence. Burada işin sosyolojik kısmına değinmek istiyorum. Halen kendilerinden sonra gelen nesilleri kendi çağlarındaki normlar çerçevesine sokma, kendi büyüklerine karşı olan davranış ve tutumları bizden de bekleme ve benzeştirme gibi bir halet-i ruhiyeleri var ki deli ediyor beni. Sizin tüm bu politik tutarsızlıklarınız, sosyal ve kültürel sıçışlarınız sonucu oluşan sistem içerisinde milyonlarca genç bu ülkede mücadele ederek debelenirken, bana ne verdin de benden ne istiyorsun kardeşim? Bilmem kaç yaşına gelip de kahvede, yolda orada burada otururken kafayı 180 derece çevirmek suretiyle yoldan geçen kıza yercesine bakma orospu çocukluğunu yapıp beş dakika sonra bana dinden, ahlaktan, ulu Türk ve İslam kültüründen dem vurma ikiyüzlülüğüne girme hacı abi, bi siktir git allasen.. Tüm bunlara rağmen gelip benden de saygı-sevgi bekleme. Yavşaklaşmanın anlamı yok.. Üstüne el kadar aklınla gelip, kafasında saniyede 50 milyon tane düşünce geçen adama da akıl vermeye çalışma. O adama akıl verebilmek için onunla aynı yollardan geçmiş olman lazım. Sonuçta ortaokul-lise mezununun "öğretmen" yapıldığı bir nesilsiniz.. Akıla ihtiyacı yok bu çocukların, neyin akıl vermesi bu? Karşındaki adam da susmayıp iki laf edip eleştirisini yapsa kitlenip kal, olayı hemen kadere-kısmete, hayırlısına bağla. Yok ya! Hem sen oluşumunda katkı payının yadsınamayacağı kayıp nesiller yetiştirme uzmanı sisteme iki kelam edemeyip her şeyin sonuna bir kader, bir kısmet, bir hayırlısı lafları ekliyorsun da, memleketin gençlerine veremedikleri ve onlara biçtiği rol ne zamandır kader, kısmet oldu yahu? Her şeye bir kılıf da hazır anasını satayım.
Yüzyıllardır yemedik yedirdik muhabbeti yapıldı da (yemeyip yediricen tabi lan, evladın) şimdi söyle bakalım ey yaşlılık, ey orta yaş grubu; siz bu gençliğin, bu ülkenin geleceği için ne yaptınız? Adamların saçına, giyimine, kuşamına, traşına, duruşuna saydırıp durdun da; insan vücudunun fikir üreteci olan kafasını niye anlamaya çalışmadın? Niye dertlerini, sıkıntılarını dinlemedin, dillendirmedin? Çocukluktan beri "sen küçüksün, sus!" tarzında yetiştirirken, düşüncesini söyleme ve belirtme özgürlüğünü internette veyahut sokaklarda dile getirme ihtiyacı hissedenlere sansür ve baskı uygulayanları niye görmezdin geldin?
Bir söyle ya allasen? Gençlik Bayramı hemi? He.
Yazı sonrası "kodumun ergen gomünisti" düşüncesi taşıyanlara peşin not: Sapına kadar da Türk Milliyetçisi bir adamım. O ön yargını da sikerim.
(Deprem dolayısı ile yazı 19 Mayıs tarihine yetişmedi. Depremden etkilenen tüm herkese çok büyük geçmiş olsun. Umarım herhangi bir can kaybı yaşanmaz.)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder